Geride yapılacak çok şey bulunmasına karşın, kadınların Sanayi Devriminin ilk günlerinden itibaren Avrupa ve Kuzey Amerika'da erkeklerle eşit olmaya doğru bir hayli adım attığı kabul edilebilir bir gerçektir. Kuşkusuz, Batı ülkelerindeki sanayileşme hemencecik kadınların özgürleşmesini sağlamadı, önce onları ve çocuklarını fabrikalarda sömürerek daha yıpranmış bir hale soktu. Önceleri ise nispi olarak iyi, uygun tarım alanlarında kadınlar erkeklerle eşit oranlarda bir ustalaşma gösteriyorlardı. O zamanlar aileler hâlâ birer «üretim birimi» konusundaydılar ve kadınlar da bu birime katkıları ölçüsünde bir saygı görüyorlardı. Fabrika sistemi, geniş ev halkıyla geniş aileyi dağıtarak ve onlara sürekli hareket halinde makineler ardında koşturma türünden özel monoton sıkıcı görevler vererek her şeyi değiştirdi. Üstelik erkeklerle aynı çalışmayı göstermekle birlikte, kadın ve çocuklara daha az bir ücret verildi, böylece onların ekonomik «değeri» küçülmüş oluyordu. Bunun sonucu birkaç on yıl süren mücadeleler başladı, sendikalaşma da bu hareket içinden ortaya çıktı. Sendikalaşmanın yaygınlaşmasıyla birlikte yapılan bazı resmi reformlar bu kaba ayrıma son verdi.
Aynı zamanlarda üst ve orta sınıftan kadınlar da çocuk bakımı dışında pek bir şey yapmadıkları gibi bir de eve hapsedilmeye başlanmıştı.
Kocaları artık ev içinde çalışmıyordu, günün çoğunu dışarıda geçiriyordu. Bu çerçeve içinde, onlar sık sık, herhangi bir rahatsızlık durumunda bayılan ve boş konuşan, kolay kırılır duyarlı yaratıklar rolü oynamaya başla di. Öte yandan, onların birçoğu da toplum içindeki bu konumlarını eleştirdi.
Aynı zamanda kendilerine dinsel ve ahlaksal davalara ayıracak zaman buldular, hatta bir kısmı kadın hakları ve köleliğin kaldırılması mücadelesi içinde yer aldı. Nihayet, çalışan sınıftan olsun, burjuva sınıfından olsun, her iki sınıftan kadınlar, konumlarının değişmesinde ısrar ederek feminizmin başarısına yardımcı oldular. Bununla birlikte, bu başarı tümüyle tamamlanmış değildir. Bugün sanayileşmiş ülkelerde de kadınlar eşit haklar için mücadeleye devam etmektedir. Ancak şimdi ekonomik sorunlara ek olarak cinsel bakımdan kendi konumlarını belirleme sorunlarını ön plana çıkarmış bulunuyorlar.
Kuşkusuz, Avrupa ve Kuzey Amerika'da nispeten zengin ve liberal kadınların Dünya Kadınları içinde çok küçük bir azınlığı oluşturduğunun hatırlanması gerekir.
Batı dışındaki ülkelerde, özellikle Üçüncü Dünya ülkelerinde kadın sefil ve bir kör boyun eğiş koşulları içinde yaşar. Enerjilerinin çoğu hayatta kalmak için verilen zor ve acımasız bir mücadele içinde tüketilir. Bu yüzden onlar için «Cinsel özgürlük» hakkında Batıdaki anlamda bir konuşmanın en iyisi yasadışı ve en kötüsü anlamsız olduğu yorumundan öteye gitmez. Onların ilgileri daha temel, daha çok etinde tırnağında duyduğu sorunlar üzerinedir. Bu durum, Birleşmiş Milletler Mexico City'de bir Uluslararası Kadın Konferansı organize ettiğinde açık bir biçimde görüşülmüştü. Bu konferans aynı zamanda sanayi ülkeleri ile tarım ülkelerindeki kadınlar arasında ciddi bir iletişim uçurumunun olduğunu gösterdi. Konferanstan ayrıca, kaba ama sade bir tablo ortaya çıktı: Yoksul, kırsal alanlarda 1 milyarın üzerinde kadın yaşıyor (yani dünya kadın nüfusunun çoğu) bunların çoğu da okuma yazma bilmez, bitkin ve hastalıklıdır, küçük bir ödül için saatlerce fazla çalışmaya zorlanırlar. Doğal olarak erkekler bu zor işlerin birçoğunu paylaşır ama, kadın buna karşılık en büyük yüke katlanmak zorunda kalır. Hemen hemen tüm gelişmemiş ülkelerde oğlan çocukları, yaşlılıkta bunlar anababalarının bakım güvencesi sayıldığından, doğum anından itibaren el üstünde tutulurlar. Böylece bu katı yoksulluk altında bile oğlan çocukları kızlardan daha iyi beslenir, daha iyi giyinir ve öncelikle onların eğitimi sağlanır. Güç durumlar ya da hastalıklar karşısında en çok gereksinimi olan değil de, oğlan çocuğunun gereksinimi esas alınır. Yani dişi ihtiyaçları ikincildir. Bunlardan başka, birçok yoksul ülkede kadınlar çok daha az hakka sahiptir. Bir konu üzerine seslerini çıkarabilmeleri ancak evliliktedir, o da
yarım ağızla görülür. Bedenen yıpratıcı çalışmalar ve peşpeşe geçirilen gebelikler sonucu zayıf düşer ve bu işleyişe daha çok bağlanırlar. Yoksul toplumlarda genel yaşam standardını yükseltmek amacıyla uluslararası kuruluşlar ya da hükümetlerce yapılan çalışmalar, çalışma yükü artan kadınlarda daha ezici bir etki yaratabilir. Böyle baskıcı durumlar altında «kadın özgürlüğü»nün sahip olduğu özel bir anlam vardır ve gerçekte zengin ve güçlü Batı kadın hareketine bir meydan okuma niteliği gösterir.
Bu arada bazı yoksul ülkelerin ekonomik ilerlemede büyük adımlar attığı görülmektedir. Bu gelişmenin yanı sıra, cinsel özgürlük konusunda dikkate değer bir çıkış yapan Çin Halk Cumhuriyeti'nin çabası oldukça başarılı olmaktadır. Ayrıca Hindistan, Sri Lanka ve İsrail'de kadınların devlet başkanı seçilmesinin de özel bir değeri vardır. Genel olarak, kadınların özgürleşi-minin bir Batı sorunu olmadığı ve onun global anlamının giderek daha çok tanındığını söyleyebiliriz. Aynı zamanda cinsel eşitlik talebinin her yerde kazanılması sürecinde güçlüklerle karşılaşılacağı, ancak bunun için mücadeleden de vazgeçilmeyeceği açıkça görülüyor.
KAYNAKLAR
Abadan Unat, Nermin (derleyen) Türk Toplumunda Kadın genişletilmiş ikinci bası, Araştırma,
Eğitim, Ekin Yayınları İstanbul, 1982
Arat, Necla, Kadın Sorunu, istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi yayını No. 2776 İstanbul,
1980
Caporal, Bernard, Kemalizmde ve Kemalizm Sonrasında Türk Kadını, Türkiye İş Bankası Kültür
Yayınları Ankara, 1982
Tekeli, Şirin, Kadınlar ve Siyasal Toplumsal Hayat, Birikim Yayınları, İstanbul, 1982
- 12/06/2009 17:53 - TÜRKİYE'de Kadın Hareketleri
- 12/06/2009 17:36 - Kadın Özgürlüğü
- 12/06/2009 17:32 - Cinsellik ve Cinsiyet
- 12/06/2009 17:16 - Erkeğin ve Kadının Toplumsal Rolleri
- 12/06/2009 17:14 - Çifte Standart
- 12/06/2009 17:10 - Cinsellik Ve Toplum
- 12/06/2009 17:04 - Avrupa'da Feminizmin Doğuşu
- 20/03/2009 21:25 - ABD'de Feminist Hareket















